Türkiye’de son günlerde entelektüel ve yazar çizer çevrelerinde sıkça dile getirilen bir görüş var; Doların küresel sistemde büyük bir darbe yiyeceği, hatta rezerv para statüsünü kaybedeceği Euro, ve özellikle Yuan’ın Dolar’ın tahtını silkeleyeceği vs. gibi görüşler yoğun bir şekilde gündemde tutulmaktadır.. Bu görüşün dayandığı jeopolitik ve ekonomik gelişmeler elbette yabana atılacak gibi değil. Ancak aynı veriler daha dikkatli okunduğunda, daha derin bir bakış açısıyla ortaya çıkan tablo “çöküş”ten ziyade göreli güç kaybı ve çok kutuplu bir para sistemine geçişin ayak seslerine işaret ediyor. Gelin birlikte tarihi süreci ve son gelişmeleri birlikte analiz edelim.
1944 tarihli Bretton Woods Anlaşması ile kurulan düzen, ABD dolarını küresel finans sisteminin merkezine yerleştirmişti. 1971’de Richard Nixon’ın Dolar’ın altın bağını koparmasıyla sistem teknik olarak sona erdi, ancak doların hakimiyeti bitmedi. Bunun en önemli nedeni, İkinci Dünya savaşından güçlenerek çıkan ve ekonomiden uluslararası siyasete kadar başat dominant ülke konumuna gelen ABD’nin tek kutuplu Dünya’da yerini alması ve özellikle petrol üreticisi ülkelere kendi politikalarını dikte ettirmesidir. Devamında ekonomik siyasal gücünün etkisiyle 1970’lerden itibaren petrol ticaretinin dolar üzerinden (Petro Dolar) yapılmasına zorlaması, Özellikle Suudi Arabistan, BAE ve Körfez ülkelerinin bu sistemi benimsemesine yol açmıştır. Bu durum, doları sadece bir küresel para birimi değil, küresel ticaretin omurgası rezerv para haline getirmiş,böylece “petrodolar sistemi” doğmuştur. Dünya petrol almak için dolara ihtiyaç duydukça, dolar da küresel sistemin merkezinde kalmaya devam etmiş, bu yapı ABD’ye benzersiz bir avantaj sağlamış, kendi para birimiyle küresel ticareti finanse edebilme gücü sağlamıştır.
Bugün ise, özellikle ekonomik entegrasyonlar AB, BRİCS Mercousur gibi, bu yapıya yönelik ciddi bir meydan okuma sürecini başlatmıştır. BRICS ülkeleri, dolar bağımlılığını azaltmaya yönelik adımlar atıyor (henüz ciddi somut bir gelişme yok). Çin enerji ticaretinde yuan kullanımını teşvik ederken, Rusya yaptırımlar sonrası alternatif ödeme sistemlerine yönelmiş durumda. Bu gelişmeler, doların sorgulanmasını hızlandırıyor.
Ancak, burada kritik bir ayrım yapmak gerekiyor: Doların “sorgulanması” ile “yerine alternatif konulması” aynı şey değil. Bugün ne yuan ne de Euro, doların sunduğu derinlik, likidite ve güven kombinasyonunu tam anlamıyla sağlayabiliyor. Küresel finans sistemi hâlâ büyük ölçüde dolar bazlı işliyor; rezervler, ticaret sözleşmeleri ve borçlanma araçları bu yapı üzerine kurulu.
IMF verilerine göre Uluslararası ticaretin para birimlerine göre dağılımı;
Para Birimi 2000 Öncesi 2025
————– —————– ——————
US Dolar % 80 % 50
Avrupa (Euro+Euro öncesi) % 15 % 25
Yuan % 0 % 8
Diğerleri % 5 % 17
Görüldüğü gibi uluslararası ticarette ABD dolarının etkinliği son 25 yılda 30 puan düşerek yüzde 80 lerden yüzde 50 lere düşmüştür ve şurası kesin bir gerçektir İran, ABD, İsrail savaşı bu süreci ciddi anlamda hızlandıracaktır. Böyle bir savaşın enerji piyasalarını sarsacağı, petrol fiyatlarını yükselteceği ve küresel ekonomide ciddi dalgalanmalara yol açacağı açık. Bu durum, özellikle enerji ticaretinde alternatif para birimlerinin kullanımını teşvik edebilir. Körfez ülkeleri, risklerini dağıtmak amacıyla sınırlı ölçüde yuan veya euro ile ticareti artırabilir.
Ancak bu gelişme, doların sistemden dışlanması anlamına gelmez. Körfez ülkeleri başta S.Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar olmak üzere son derece pragmatik aktörlerdir. Ekonomik çıkarlarını maksimize edecek şekilde hareket ederler ve mevcut finansal altyapıyı ani bir kararla terk etmeleri beklenmez. Ayrıca, uluslararası finans ve bankacılık işlemlerinde Dolar o kadar güçlü bir para birimidir ki, bu nedenle, bugünden yarına Doların hakimiyetinin bitmesi hayal bile edilemez bu bir zaman ve süreç meselesidir. En olası senaryo, petrol ticaretinin tamamen dolar dışına çıkması değil, kademeli olarak çeşitlenmesidir.
Doların rezerv parası olmasının küresel piyasalarda bu kadar dominant olmasının tek nedeni petro dolar sistemi değildir.
- ABD finans piyasalarının derinliği
- Küresel bankacılık sistemi
- SWIFT gibi ödeme altyapıları
- “Güvenli liman” algısı
ABD bankaları ve dolar sistemi olmadan büyük işlemlerin yapılması neredeyse imkansız hale gelir ’’Dollar clearing dominance”
- SWIFT işlemlerinin büyük kısmı dolar bazlı
- ABD yaptırımları bu sistem üzerinden etkili olur
Bu çerçevede, doların geleceği için en gerçekçi tanım “çöküş” değil, aşınmadır. Küresel rezervlerdeki payı azalabilir, enerji ticaretindeki ağırlığı düşebilir, ancak sistemin merkezinden tamamen silinmesi için gerekli koşullar henüz oluşmuş değildir. Doların gücü yalnızca ekonomik büyüklüğe değil, aynı zamanda ABD finans piyasalarının derinliğine, hukuki altyapıya ve küresel güvenlik algısına dayanmaktadır.
Bu küresel dönüşümün Türkiye açısından etkileri ise çok boyutludur. Mevcut İran, İsrail ABD savaşı , Türkiye’nin ihracatını hem doğrudan hem dolaylı kanallardan etkileyecektir. . Öncelikle Orta Doğu pazarında talep daralması yaşanabilir. Bölgedeki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, Türk ihracatçılarının önemli müşterilerini kaybetmesine yol açabilir. Lojistik hatların zarar görmesi ve sigorta maliyetlerinin artması da ticareti zorlaştırır.
Bunun yanında enerji fiyatlarındaki artış, Türkiye’nin üretim maliyetlerini yükseltir. Türkiye net enerji ithalatçısı olduğu için petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükseliş, sanayi üzerinde maliyet baskısı yaratır. Bu durum, ihracatçıların rekabet gücünü zayıflatabilir. Kur artışı kısa vadede avantaj sağlıyor gibi görünse de, girdi maliyetlerindeki yükseliş bu avantajı büyük ölçüde dengeler.
Öte yandan, kriz ortamları her zaman fırsatlar da barındırır. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi, Türkiye’yi alternatif üretim merkezi haline getirebilir. Avrupa pazarına yakınlık, esnek üretim kapasitesi ve lojistik avantajlar, Çin , G. Kore gibi bölgenin en büyük tedarikçilerinin nakliyede ve lojstikde yaşadığı ciddi sıkıntılar ülkemiz için nispeten daha az riskli ulaşım imkanları nedeniyle ülkemize yeni fırsatlar yaratabilir ve rekabet avantajı sağlayabilir. Ayrıca, çoklu para sistemine geçiş, Türkiye’nin yerel para birimleriyle ticaret arayışlarını hızlandırabilir.
Sonuç olarak, bugün dile getirilen “dolar çöküyor” söylemi önemli bir gerçeğe işaret etse de, bunu abartılı bir kesinlik içinde okumak yanıltıcıdır. Doların karşı karşıya olduğu süreç bir yıkım değil, göreli güç kaybı ve dönüşüm sürecidir. Küresel sistem tek kutuplu yapıdan uzaklaşırken, dolar da bu yeni dengede yerini yeniden tanımlamak zorunda kalacaktır. Türkiye açısından ise bu dönüşüm hem riskler hem de fırsatlar içeren, dikkatle yönetilmesi gereken bir döneme işaret etmektedir.