Türkiye’nin ekonomi diplomasisindeki en deneyimli isimlerinden biri olan, Bonn’dan Ottawa’ya uzanan ekonomi ve ticaret müşavirliği, müsteşar yardımcılığı görevlerinden Başbakan Başdanışmanlığına kadar devletin pek çok kritik kademesinde “devlet umuru” ile hizmet vermiş olan Ali M. Dalbay ile bir araya geldik. Halen Ufuk Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi ve ITA Başkanı olarak birikimini Türkiye’nin geleceği için katma değere dönüştürmeye devam eden Dalbay, Gazi Meclis’in çatısı altında yankılanacak, “milli çıkar” odaklı bir kalkınma manifestosu sunuyor.
Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılı: Bağımsızlık İstiklalde, Güç Ekonomidedir
Sayın Dalbay, Türkiye Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken küresel sistemin neresinde duruyor? Bu yeni dönemde ekonomik vizyonumuzu nasıl okumalıyız?
Türkiye bugün, sadece coğrafi olarak değil, ekonomik ve stratejik olarak da bir eşiktedir. İkinci yüzyıl vizyonumuzu; kendi kaynaklarına hakim, teknolojik dışa bağımlılığını asgariye indirmiş ve küresel değer zincirlerinde “karar verici” konum olması gereken bir Türkiye olarak tanımlıyorum. Artık sadece bir pazar değil, standartları belirleyen bir üretim merkezi olma zorunluluğumuz var. Bu süreçte ekonomik milliyetçilik, modası geçmiş bir korumacılık değil; savunmadan tarıma, enerjiden dijitale kadar her alanda “milli mukavemet” oluşturma stratejisidir.
Modern Ekonomik Milliyetçilik: Dünyaya Kapanmak Değil, Dünyaya Hükmetmek
Geleneksel anlamda milliyetçilik genellikle içe kapanma olarak algılanır. Sizin vurguladığınız “Ekonomik Milliyetçilik” kavramı günümüzün dijital ve küresel dünyasında neye tekabül ediyor?
Çok yerinde bir soru. Günümüzün ekonomik milliyetçiliği, duvarlar örmek değil; o duvarların dışındaki rekabete en güçlü zırhla çıkmaktır. Bizim yaklaşımımızda bu kavram; yerli üretimin teknolojik derinlik kazanması, insan kaynağının nitelikli hale getirilmesi ve finansal enstrümanların milli çıkarlar doğrultusunda senkronize edilmesidir. Yani içe kapanmak…

Küresel Rekabetin Eşiğinde Türkiye: Ekonomik Milliyetçilik ve Stratejik Bağımsızlık
…değil, güçlü bir yerli altyapıyla küresel pazarlarda daha etkin, daha özgüvenli ve daha saldırgan bir ihracat politikası izlemektir.
Teknolojik Bağımsızlık: Bir Egemenlik Meselesi
Sık dışa bağımlı kalmak, egemenlik haklarınızın bir kısmını devretmek demektir. Yapay zekâ, biyoteknoloji ve yeşil enerji bugün sadece birer yatırım alanı değil, birer savunma hattıdır. Savunma sanayiinde yakaladığımız o müthiş ivmeyi, sivil teknolojiye ve sanayinin geneline yaymak zorundayız. Ar-Ge yatırımları ve kamu-özel sektör iş birliği bu işin motorudur. Eğer kendi verinizi koruyamıyor, kendi yazılımınızı üretemiyor ve kendi enerjinizi yönetemiyorsanız, küresel rekabette masada değil, ancak menüde yer alırsınız.
Anadolu’nun Gücü ve KOBİ’ler: Üretimin Omurgası
Meclis çatısı altında, Anadolu’nun her köşesini temsil eden vekillerimiz için yerel üretimin ve KOBİ’lerin bu vizyondaki yeri nedir?
KOBİ’ler bizim ekonomik sistemimizin kılcal damarlarıdır. Ekonomik milliyetçilik modelinin başarısı, Anadolu’nun saklı üretim potansiyelini harekete geçirmekten geçer. Bölgesel kalkınma, sadece sosyal bir gereklilik değil, stratejik bir zorunluluktur. Anadolu kaplanlarının inovasyonla buluşması, yerel üretimin markalaşması ve KOBİ’lerin dijitalleşerek dünya pazarlarına açılması, ekonomimizin şoklara karşı direncini artıracaktır. Yerel üretim, milli bağımsızlığın en güçlü teminatıdır.
Gençlik ve Gelecek en büyük sermayemiz, son olarak; bu büyük dönüşümde genç kuşaklara ve eğitime nasıl bir rol düşüyor?
Bizim en büyük madenimiz ne petrol ne de doğalgazdır; bizim en büyük sermayemiz dinamik genç nüfusumuzdur. Ancak bu nüfusun “nitelikli” hale getirilmesi şarttır. Eğitim politikalarımızı sadece diploma veren değil, “üretim ve girişimcilik” odaklı bir yapıya kavuşturmalıyız. Ufuk Üniversitesi’ndeki çalışmalarımızda da; öğrencilerimizin aldıkları eğitim ile iş bulmalarını değil, kendi işlerini kurmalarının ve küresel çapta düşünmelerinin yollarını açmayı hedefliyoruz. Özetle; Ekonomik milliyetçilik, Türkiye’nin küresel bir aktör olma iddiasının rasyonel zeminidir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı, üretimle taçlanmış bir ekonomik istiklal mücadelesinin başarı öyküsü olacaktır.
ALİ M. DALBAY KİMDİR? Ekonomi ve uluslararası ticaret uzmanı, kıdemli bürokrat. Bonn, Bern ve Ottawa Büyükelçiliklerinde Ekonomi ve Ticaret Müşavirliği, Başbakan Başdanışmanlığı ve Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Halen ITA Başkanlığı ve Ufuk Üniversitesi Yüksek İstişare Konsey Başkanlığı ile Mütevelli Heyeti Üyeliği görevlerini yürütmekte, Türkiye’nin stratejik kalkınma hedeflerine akademik ve pratik katkılar sunmaya devam etmektedir.